
25 Kasım’da her zaman olduğu gibi bu yıl da Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü kapsamında Foça Nihat Dirim Demokrasi Meydanı’nda günün önemini vurgulayan basın bildirisi okundu.



Basın Bildirisi
25 Kasım, 63 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nin faşist diktatörüne karşı eşitlik ve özgürlük talebiyle direniş bayrağını yükselten Mirabal kardeşlerden aldığımız güçle, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, şiddete, savaşa, militarizme ve kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı kadın dayanışmasını yükselttiğimiz gündür.
Kadın mücadelesi barış ve demokrasi mücadelesinin ana halkasıdır. Bugün yaşadığımız coğrafyada halkların varlığının inkarına dayalı savaşlar sürüyor. Savaş yıkım demektir, şiddet demektir, taciz, tecavüz demektir.
Şiddete karşı birbirinin varlığının ön kabulü ile başlayacak adil barış talebimizden vazgeçmiyoruz.
Ve bugün Gazze’de, en başta çocuk ve kadın ölümlerine yol açan savaşın yarattığı ağır tahribatın bir an önce son bulması için acil ateşkes talebimizi yineliyoruz.
Bunun yanı sıra toplumsal yaşamın dini kurallarla düzenlenmesine karşı, hayatları, hakları, yaşam tarzları için başta Iran ve Afganistan olmak üzere dünyanın her yerinde direnen kadınları selamlıyor, onlarla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz.
Biz, kadına yönelik şiddeti kadınların insan haklarının korunması ve geliştirilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyoruz. Kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi için de öncelikle “kadın erkek eşitsizliğinin bir demokrasi meselesi” olarak ele alınması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekliliğine inanıyoruz.
Geçtiğimiz son 2 yıl kadın cinayetlerinin arttığı, haklar bakımından gerilediğimiz, hak kayıpları yaşadığımız bir dönem olmuştur.
Öldürülen kadınların yarısından fazlasının daha önce koruma kararı aldıkları gözönüne alındığında kadının korunmasını sağlanacak önleyici yasal düzenlemelerin etkin şekilde yerine getirilmediği açıktır.
Ne yazık ki Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından kadın cinayetinden sorumlu tutulan ilk taraf ülkedir. Adeta bir ’cins kırımının’ yaşandığı ülkemizde her üç kadından biri fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kalmakta, her yıl artan oranda yüzlerce kadın sadece kadın olduğu için öldürülmektedir.
Son yıllarda yaşanan ağır pandemi koşulları ve bu yılın başında yaşadığımız deprem felaketi de özellikle kadınların ve çocukların yoksulluğu ve yoksunluğu açısından ciddi olumsuzluklara yol açmış, şiddetin çeşitli boyutlarıyla artmasına neden olmuştur.
Dünya çapında yapılan istatistiksel değerlendirmeler Türkiye’de eğitim, sağlık, siyaset, istihdama katılım gibi alanlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliğine işaret etmektedir. Bu yıl, Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı ’Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde Türkiye, maalesef beş basamak daha gerileyerek 146 ülke arasında 129. sırada yer almıştır.
İstanbul Sözleşmesinin yerel mevzuatı ve yaşam güvencemiz olan 6284 sayılı kanunun gereği gibi uygulanmamasını, iktidar ortaklarınca hedef alınmasını kabul etmiyoruz!
Devletin, şiddet ve istismar faillerini, infaz düzenlemeleri ve iyi hal gerekçeleriyle cezasızlıkla korumasını kabul etmiyoruz!
Kadınları şiddete karşı koruyan yasaların esnetilmesini, zaten yetersiz olan sığınma evlerine erişimlerin zorlaşmasını kabul etmiyoruz!
Aile hukuku ve kadına karşı şiddet alanında uzlaşma ve arabuluculuk uygulaması arayışlarını, nafaka konusunda yapılmak istenilen değişiklikleri kabul etmiyoruz!
Evlilik yaşını geri çekerek çocuk istismarını cezasızlık zırhıyla örtme çabalarını, 14 yaşından sonra eğitim dışında kalan çocuk sayısının yüksek olmasını, eğitime devam etme konusunda kız çocuklarının daha fazla engelle karşılaşmasını kabul etmiyoruz!
LGBTİ+ bireylerin temel haklara erişimini güvence altına alan yasal düzenlemelerden uzaklaşılmasını endişe ile karşılıyoruz. Toplumda LGBTİ+’ lara karşı nefret söylemlerinin yaygınlaştırılmasını ve onların kriminalize edilmelerini kabul etmiyoruz!
Uzun mücadeleler sonucu elde edilmiş hak kazanımlarınmızı hukuken ortadan kaldıracak yasal düzenlemeleri, laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşılmasını endişeyle karşılıyor, protesto ediyoruz!
Yaşadığımız deneyimler haklarımıza, kazanımlarımıza ve mücadelemize her zaman olduğundan daha çok sahip çıkmamız gerektiğini gösteriyor.
Anayasal işleyişe, Medeni Kanun’a, nafaka hakkına, laikliğe ve özgürlüklerimize yönelik saldırılara geçit vermemek için biz kadınlar, farklılıklarımızla birlikte yan yana duracak ve dayanışma içinde olacağız.
Haklarımız ve hayatlarımız için İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz!
Kadın hareketinin mevcut kazanımlarını yok edecek düzenleme ve değişikliklerin karşısında olmaya devam edeceğimizi, kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılması için mücadelemizi tüm kararlığımızla sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.